Haliç'e bakan balkon.

Allah'ın adını verdim gitme, otur şuraya. Çok değil, on dakika. On dakika yeter bana. Sana söz sonra bırakacağım seni ama önce bir dinle, her şeyin var bir nedeni, ben anlatayım sen istersen yine ikna olma ama ne var ne yoksa bil, öyle git buralardan, tamam mı? Hadi be.

Oğlum bak bakayım buraya, yengene de koy bir kadeh. Yenge dediysem öylesine yani. Duble olsun. Ne demek içmem? Yapma Leyla, böyle olmaz kuru kuru. Son kadehimiz bu seninle. Bunu da çok görmeyeceksin ya bana? Kim bilir sonra sen nereye, biz nereye? Ah be kadın, uçurum gibi bakıyorsun gözlerime. Düşüp düşüp kalkıyorum derinliğinde, eriyorum, akıyorum  görmüyor musun? Az sonra kalkıp gideceksin, bir nefeslik de gülmesin mi yüzüm? Hah, şöyle. Oğlum, yengen atom sever, yengen dediysem öylesine hani. Biraz da ciğer kap gel. Mevzumuz var, konuşacağız. 

Bak şimdi Leyla. Beni biliyorsun. Evvelden tutkunum ben sana. Ne vakit ki geldim girdim şu kapıdan içeri, gördüm seni pembeler içinde, saçın da böyle sol omzundan akmış göğsünün terine, ışıl ışıl… “Ahh” dedim hiçbir mecmua basmamış böylesini, asmamışım afişini ergen duvarıma… 

Kalem tutan bu ellerimi görüyor musun Leyla, bunlar şahidim olsun ki ben böyle aşkı ne yazdım, ne okudum. Önce kaldım tabi kapıda, böyle uzun uzun bakıyorum sana. Dayanmışım ha şu kirişe. Neredeyse ağlayacağım kalbimin çarpıntısından. Avcumun içinde utangaç bir ter. Mahcubum hani.

Bir an ; sabaha karşı pencereden esen rüzgarla dalgalanıp göğsüme düşen saçını hayal ediyorum, etmez olayım, ne ayıp... Gıdıklıyor içimi boynunun kokusu, etmez olsun, tövbe tövbe ama öyleyim işte. Kaynayıveriyorsun kanımda. 

Sahne ışıklarının gerisinde görüyorsun beni. Belli belirsiz kısıyorsun gözlerini. Tam nakaratındasın şarkının.  Pembeli ağzın kapanıyor, bir kaç nota kaçıyor istemsizce. Sen , ben bir de orkestra anlıyor bu cızırtılı fiyaskoyu. Kader işte. Çiziyor geçmişin üstüne bir çizgi, yazıyor ikimizi.

Daha o dakika boşadım ben hanımı, valla bak. Hanım dediysem öylesine yani. Çoluğu çocuğu da savdım başımdan. Hayırsızsa hayırsız desinler be Leyla. Unutturursun sen bana tüm vefasızlıkları. Ceketimi alır çekerim kapıyı, derim geldim, dersin gel. Derim nereye, dersin buyur buraya. 

Geçip otururum baş köşene. 

Haliç’i gören küçük balkonunda demleniriz geceleri.  Sokağın köşesindeki meyhaneden yükselir Şükrü’nün sesi. Küçük küçük mırıldanırsın bana, gerdanını kıra kıra. Açarsın saçını geceye karşı, denizden esen bir meltem ile gelip düşersin kucağıma. Sen anlatırsın ben dinlerim. Köyde bıraktığın anandan bahsedersin, gönderip de cevap alamadığın mektuplarına ağlarız beraber. Gözyaşından öperim seni.  Babandan yediğin sopanın izlerini bulup usul usul okşarım parmak uçlarımla.  Seni yaralarınla , kusurlarınla, çirkinliklerinle, ayıplarınla severim Leyla.

Ansızın geceni bölen, kan ter içinde uyandığın rüyalarını anlatırsın bana, gider açarız musluğu göğsüne oturan sıkıntıyı akıtırız.   Önce diş fırçamı koyarım banyo dolabına, sonra üç temiz don bırakırım ikinci çekmecene, seninkinin yanına. 

Bir gün gömleğim kalır kirlide, yıkayıp verirsin bana.  Başka bir gün sen dersin “ çıkar şunu iki ütü vurayım ayıp böyle” diye.  Bir bakmışız  yerleşmişim iki göz odana. Günaydın güzelim, iyi geceler yavrum. 

Benim maaşımı az bulursun  ama yine de ses etmezsin, vardır köşende birikmişin, ona güvenirsin. Aşa! Elletmem sana onu. Ne lazımsa alır getiririm. Bir gün et ile bir gün balık ile çalarım kapını. Ekmeğin sıcağını, üzümün en tatlısını bulurum sana, çekirdeksiz, sulu.  İyi karpuz seçerim ben Leyla. Kan gibi, kıpkırmızı.  Bir çay koyarsın bazı akşamlar, susar Haliç’i izleriz omuz omuza. Yaz yağmuru düşer burnumuzun ucuna, içimiz ürperir aşktan. Senin serinliğini severim ben Leyla, soyunup seni giyinirim yine yeniden. 

Ama sonra …

Bir gece telefonun çalar , sıçrarsın yerinden "kim bu , bu saatte " diye . Televizyonun sesini kısıp,  Alo dersin, uzaktan bir kadının sesi gelir hafif ağlamaklı, beni sorar sana. Görürüm gözün kayar, aynadan yüzüne düşen yansımama. Susarsınız karşılıklı. O biliyordur senin olduğumu, sen de öğrenirsin benim onunla evli olduğumu. Çocukların sesi karışır telefonun cızırtısına, geriden. Bir fotoğraf karesi canlanır gözünde, mutlu bir aile tablosu. Gönlünün vitrininden düşerim yere. Ben senin gözlerindeki depremi görürüm  kadın,  yalanlardan duvarlar ördüğüm koskoca şehrim esir düşer o gece. Ahizeyi usulca yerine bırakıp, üç tur döndürürsün kapının kilidini. Aralayıp bırakırsın. Gözlerin kal der, başın yolu gösterir. En sessiz utancı bağışlarsın sen bana.  Kovmak değil bu Leyla, kovalamak bu. Savuşturmak. Buruşturup atmak. Üstündeki tozları silkelemek.. 

Giderim Leyla. Nasıl geldiysem öyle. 

Diş fırçamı bırakırım sana, üç temiz donumu, yeni ütülü gömleğimi, deniz kokulu saçlarını, alev gibi tenini… Şükrü’nün kemanını, Haliç’in balık kokan meltemini... En sevdiğimiz kokoreççi de senindir artık,  bizi görünce selamı sabahı eksik etmeyen mahalleli de.

Sonrası mı?

Sonrası sen sağ, biz felaket Leyla. Bilmezsin ama eve dönen yollarım senin kapından geçer, sabaha ulaşan gecelerim önce senin karanlığına uğrar. Bazı gün doğumlarını Bakkal Ali'nin sundurmasında karşılarım gözlerim pencerende, bazılarını Balat'ın ayyaşlarıyla hayırlarım adını vere vere.

Dediler gidiyormuşsun. Toplamışsın evini, çağırmışsın Mehmet’in dorsesini. Hemen de yarınmış yolculuk. Sıcak memleketlere demişsin soranlara. Uzaklara diye anlatmışsın. En uzak yer bu masanın iki ucundaki sen ile ben oysa. Yok, hayır. Kal demem, diyemem sana. Ben sadece bakışlarındaki kilometreleri görmek istedim. Bir insan, bir insandan en fazla ne kadar gidebilir, bir bakmak istedim. Buna gitmek deme sen Leyla, seninki yeni bir sayfa. Senli ama bizsiz. 

Daha mı sonrası?

En sonu burası be Leyla. Bu masa. Ha, bu uçtan bu uca. Şu köşesi veda, bu köşesi yalnızlık, burası sensizlik. Şimdi müsaadenle bu kadehi sana kaldırıyorum. Gün gelir de affedebilirsen beni, gönlümün limanından bir gemi kalkacak sana. Uzaktan bir el sallanacak sana. Vedası sana, duası Allah'a. 

Haydi, tutmayım seni. 

Oğlum, bak buraya. 

Yengen gidiyor. 

Topla masayı. 





Yorumlar

Popüler Yayınlar